Marmaris Bülten
MARMARİS TE CANLI MÜZİK
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
TORBA KANUN YASA YAPMA TEKNİĞİNE AYKIRI
TORBA KANUN YASA YAPMA TEKNİĞİNE AYKIRI

            Muğla Barosu Başkanı Avukat Cumhur Uzun, TBMM’de gündeme getirilen son yargı paketine tepki göstererek; “Kanun yapma tekniği bilimsel bir çalışmadır. Toplumun bütün hassasiyetlerini, dengelerini ve gerçeklerini dikkate alarak, kapsamlı ve özenli bir çalışmayı gerektirir. Ancak, “Torba Kanun” denilen ve kesinlikle yasa yapma tekniğine aykırı yöntemlerle gerçekleştirilen kanun çalışmaları, Türkiye'deki yasal sistemi tamamen içinden çıkılmaz hale getirmiştir.” dedi.
            Muğla Barosu Başkanı Uzun bugün (10 Aralık 2014) yaptığı yazılı  açıklamada;      Son dönemdeki yasama faaliyetlerinde,  Kamuoyuna tartışma imkânı tanımadan, doğrudan ilgili kurumların dahi görüşü alınmadan, çoğunluğa sahip olmanın rahatlığıyla yargı erki ile sürekli oynanmaktadır.

            Şüphesiz ki, kanun yapma tekniği bilimsel bir çalışmadır. Toplumun bütün hassasiyetlerini, dengelerini ve gerçeklerini dikkate alarak, kapsamlı ve özenli bir çalışmayı gerektirir. Ancak, “Torba Kanun” denilen ve kesinlikle yasa yapma tekniğine aykırı yöntemlerle gerçekleştirilen kanun çalışmaları, Türkiye'deki yasal sistemi tamamen içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bu yöntemlerle gündeme getirilen ve TBMM tarafından kabul edilen son yargı paketi ile, halen mecliste komisyon aşamasında bulunan ve kamuoyunda iç güvenlik paketi olarak bilinen düzenlemeler de, Baromuzca   bu kapsamda ele alınmış ve  kaygıyla karşılanmıştır. Zira Yargıtay hakim ve savcılarının görevlendirilmelerinde Yargıtay’ın devre dışı bırakılarak, kurumsal görüş alınmadan yapılacak atamalar, siyasi olmak şaibesini hep taşıyacaktır. Çünkü Yargıtay faaliyetleri uzmanlık ve kurumsal hafıza gerektirir. Yargıtay’ın iş yükü sorununun çözümü Yargıtay’ı büyütme anlayışıyla çözülemez. Uzun süredir ertelenen “istinaf mahkemelerinin” etkin olarak işletilmeye başlatılması gerekirken, doktrin ve içtihat ağırlıklı hukuk makamı olan Yargıtay’ı esas görevinden uzaklaştıracak değişiklikler hukuka uygun değildir.

             Adli yıl açılış töreninin kaldırılmasının ise üzerinde yorum yapmak dahi güçtür. Yürütmenin temsilcilerinin yılda bir kez dahi olsa yargının ve onun ayrılmaz parçası olan savunmanın eleştirilerini dinlemeye tahammülü olmadığını gösteren bu durum ile ülkemiz adına çok üzücü bir görünüm ortaya çıkmıştır. On yıllara dayanan gelenekleri gündelik siyaset adına bir çırpıda kaldırmak, kurumlara geri dönüşü olmayan zararlar verecektir.

             Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki (CMK) şüphelilerin üstünün, konutunun, işyerinin aranma şartlarını düzenleyen 116. Maddesindeki şartları yumuşatılmış, Yasanın mevcut halinde bu yönde bir arama kararı çıkarılabilmesi için, suç delillerinin elde edilebileceği hususunda ‘’somut delillere dayalı kuvvetli şüphe’’ aranırken, düzenleme ile ’‘somut delillere dayalı kuvvetli şüphe’’ şartı kaldırılıyor ve ‘’makul şüphe’’ yeterli sayılmıştır.
               Bu değişikliğin, arama konusunda polisin elini oldukça rahatlatırken, keyfiliğe zemin hazırladığı için, toplumda haklı bir kaygıya neden olmuştur. Zira yaşanmış deneyimler, polisinin, hakim ve savcılarının neleri ‘makul’ bulabildikleri yönünde müstesna örneklerle doludur.  Değişikliği ilginç kılan ise, yasaya ‘‘somut delillere dayalı kuvvetli şüphe’’ ifadesinin yalnızca 8 ay önce, 21 Şubat 2014’te kabul edilen 6526 Sayılı Kanunla, koyulmuş olması. 17 Aralık ve 25 Aralık Soruşturmalarının Takipsizlik Kararlarıyla kapatılmış olmasıyla, artık aramalar için ‘’somut delil’’ şartına ihtiyaç kalmadığından, şimdi 21 Şubat öncesine, yani ‘’makul şüphe’’ye geri dönülmüştür.

               Avukatların soruşturma dosyasına ulaşım hakkı, ‘’gizlilik’’ kararları ile  kısıtlanmak istenmektedir. CMK’nın 153.maddesinin değiştirilmesi ile ‘soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği’ gerekçesiyle şüpheli ve müdafiinin dosyayı inceleme ve dosyadan örnek alma haklarının sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Artık birçok soruşturmada savunmanın soruşturma dosyasına ulaşım hakkı, tıpkı eskiden olduğu gibi keyfi olarak sınırlanacağını ve savunma hakkının ağır yara alacağını tahmin etmek zor olmasa gerektir.
                Ülkemizde toplumsal muhalefet ne zaman yükselse, bu muhalefeti bastırmak için hemen polisin yetkilerini artıracak yasal düzenlemeleri gündeme getirildiğini görmekteyiz. Polisin yetkilerini artırmanın gerekçesi, daha doğrusu bahanesi bu kez de 6 - 7 Ekim Kobane Eylemleri olmuştur.

               Halen TBMM’de Komisyon aşamasında bulunan ve İç Güvenlik Paketi olarak bilinen düzenlemeler ile;  1- Polise bireysel suçlarda 24 saat, toplu suçlarda 48 saatlik gözaltı yetkisi verilmek istenmektedir. Mevcut durumda ‘’gözaltı’’ kararını savcı verir. Tasarıda ise, polise yakaladıklarını savcıya haber vermeden 24 saat (toplu suçlarda 48 saat) alıkoyabilme yetkisi verilmek istenmektedir. Bu adım, pratikte gözaltında geçen ilk 24 saatin (toplu suçlarda 48 saatin) yargısal denetimin tamamen dışına çıkması anlamına gelecektir. Mevcut durumda savcı ve yargıç denetimi varken dahi birçok işkence vakası yaşanırken, ilk 24 saati yargısal denetimden kaçırılmış bir gözaltı kurumunda işkence vakalarının artması sürpriz olmayacaktır. Bu nedenle, bu değişiklik teklifi, açıkça işkence ve kötü muamele konusunda polise açık çek verilmesi anlamına geliyor.

                  2- PVSK’nın 4/A maddesindeki yapılmak istenen değişiklikle, 2007 yılında polise verilen, şüpheli bulduğu kişileri ve araçları durdurma yetkisi genişletiliyor ve durdurulan kişilerin üzerlerinde ve araçlarında, hakim kararı veya savcı emri olmaksızın, kolluk amirinin sözlü emri ile arama yapılmasına izin veriliyor. Böylece, polise, dilediği kişiyi durdurma, üzerinde, eşyalarında ve aracında, hakim ve savcı kararı olmaksızın, yalnızca kolluk amirinin sözlü emri ile arama yapma yetkisi veriliyor. Her ne kadar aynı maddede, yapılan arama işleminin 24 saat içinde hakim onayına sunulacağı belirtilmekte ise de bu hüküm, polisin keyfi davranışlarını engellemekten uzaktır. Üstelik, PVSK’nın 4/A maddesinde polisin kişileri ve araçları durdurması ve arama yapabilmesi için, makul şüphe bile aranmamakta ‘’mesleki tecrübeye dayalı yeterli şüphe’’ yeterli görülmektedir.

                3- Polisin olaylara müdahale ve silah kullanma yetkisinin artırılması da yapılmak istenen düzenlemeler arasında.2007 yılında Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda (PVSK) yapılan değişiklikle polisin silah kullanma yetkisinin artırılması ve duraksamadan ateş etme yetkisi verilmesiyle birlikte, 2007 yılından bu yana polisin silah kullandığı olaylarda 200’e yakın kişinin hayatını kaybettiğini de düşündüğümüzde bugünkünden daha kötü bir tabloyla karşılaşacağımızı tahmin etmek zor olmasa gerek.

                4- Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23 ve 33.maddelerinde değişiklik yapılarak, ‘havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dahil; demir bilye ve sapan’ ibarelerinin eklenmesi ve bunların da ateşli silah sayılması bu maddeleri kullanmasalar bile taşıyanlara 4 yıla kadar hapis cezası verilmesi ve bu suçların CMK’nın 100.maddesindeki tutuklama için öngörülmüş kataloga eklenerek tutuklamaya başvurulmasının kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.
               5- Toplantı ve gösterilere maskeyle veya yüzü kapatan benzeri şeylerle katılmanın cezası artırılmakta ve 2,5 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılacağı öngörülmektedir. Ülkemizde polis ve idare, yürüyüşleri engellemek için tüm bir şehrin ulaşımını durdurmakta, tamamen barışçıl dahi olsa birçok gösteriyi dağıtmakta ve bunu yaparken aşırı güç kullanmakta hiçbir beis görmemektedir. Bu durumda asıl, kolluk kuvvetlerinin davranışı bir insan hakkı ihlali teşkil ederken, getirilmesi düşünülen uygulama ile sadece kendisini korumak için yüzüne mendil tutanların, ağızlarına maske takanların dahi ağır cezalarla cezalandırılmaları öngörülmektedir.

               6- CMK’nın 135.maddesindeki telefon dinleme ve iletişimin denetlenmesine ilişkin hükmün değiştirilmesi ile, Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyen ve keyfi kullanıldığı şikayetleri sürekli dillendirilen, tam da bu şikayetler gerekçe gösterilerek daha 8 ay önce şartları zorlaştırılan telefon dinlemeleri ve iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurulması, yeniden kolaylaştırılmak isteniyor. Aynı durum CMK’nın 139.maddesindeki gizli soruşturmacı atanması ve  CMK’nın140.maddedeki teknik takip yapılması tedbirlerinin uygulanması bakımından da geçerli.

                7- Türk Ceza Kanunu madde 106’te düzenlenen tehdit suçuna getirilecek değişiklik ile, eğer tehdit fiili bir kamu görevlisine karşı ‘yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle’ işlenirse bu durum ağırlaştırıcı bir neden sayılacak ve iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilebilecek. Halihazırda ‘’memura karşı mukavemet’’ müessesesi ile korunan kamu görevlileri, bir de bu ağırlaştırılmış tehdit kalkanına kavuşacak; üstelik tutuklama da mümkün olabilecek.

                   Yapılan ve yapılmak istenen tüm bu değişiklikler, her ne kadar ‘’özgürlük-güvenlik’’ dengesi veya uyumu gibi sözlerle sunulsa da bu değişikliklerin yasalaşması halinde temel hak ve özgürlüklerin ciddi şekilde sınırlanacağı, bireylerin hukuki güvenliğinin zedeleneceği açıktır.

                    Yasama tekniği açısından büyük sorunlar doğuran; kamuoyunun bilgilenme ve sürece katılma gibi en temel demokratik haklarını ihlal eden, ihtiyaca cevap vermekten uzak bu tür düzenlemelerden adalet değil, karmaşa ve adaletsizlik çıkmaktadır.” denildi. Ata SEVGİ AjansSevgi Marmaris

_____________

MÜŞTERİNİZ BİZDEN
KAZANMAK SİZDEN!.. 
Tıklayın!
http://www.marmarisbulten.com/Haber/musteriniz_bizden_kazanmak_sizden/

TORBA KANUN YASA YAPMA TEKNİĞİNE AYKIRI
tarih Tarih: 10.12.2014, 13:34 okunma Okunma: 963
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales