Marmaris Bülten
MARMARİS TE CANLI MÜZİK
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
ŞEKER HASTALIĞI ŞÜPHENİZ Mİ VAR?
ŞEKER HASTALIĞI ŞÜPHENİZ Mİ VAR?

14 Kasım Dünya Diabet Günü.
                        Unutmayalım ki  Alacağımız Tedbirlerle Şeker Hastalığının Kalıcı Hasarlarından Kurtulabiliriz.
           Her yıl 14 Kasım,  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF)  tarafından Dünya Diyabet Günü olarak kabul edilmiş ve halkın bilinçlendirilmesi hedeflenmiştir.
        Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından hazırlanan 6. Diyabet Atlası’nda, Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’nin, diyabetin en sık görüldüğü ülke olduğu belirtiliyor. Alacağımız tedbirlerle şeker hastalığının sizlerde kalıcı hasar oluşturmasını önlemek mümkündür. Bu konuda halkımızı bilinçlendirmek ve önlem almak için Birliğimize bağlı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapmakta olan Yrd. Doç. Dr. Gülhan AKBABA tarafından diyabet konulu makale hazırlandı.
           Halkımızdan makaleyi okumalarını ve risk grubunda olduğunu düşünenlerin de (Ailesinde diyabetli birey olanlar, obez  kişiler,  gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) öyküsü olan ya da 4 kg’dan iri bebek doğurma öyküsü olanlar, hipertansiyonu (yüksek tansiyon) ya da hiperlipidemisi (kan yağlarının yüksekliği) olanlar,  polikistik  over  sendromu olan kişiler) kontrollerini   yaptırmak üzere  hastanelerimizdeki ilgili polikliniklere  (Dahiliye, Endokrin, Diyabet Polk.)  başvurmalarını bekliyoruz.
        14 Kasım Cuma günü,  Dünya Diyabet Günü etkinlikleri çerçevesinde, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi A Blok Başhekimlik toplantı salonunda   Saat: 14.00’da  Yrd. Doç. Dr. Gülhan AKBABA tarafından Diyabet Hastaları için eğitim toplantısı düzenlenecektir.

 DİABETES MELLİTUS (DİYABET)
           
Diyabet (Şeker Hastalığı) pankreastan salgılanan insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan, ömür boyu süren bir hastalıktır. Besinlerle kana geçen glukoz (şeker), insülin hormonu  aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glukozu enerji kaynağı olarak kullanır. Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaciğerde (şeker deposu=glikojen) ve yağ dokusunda depolanır. Diyabetli kişinin vücudunda ,insülin eksik ya da etkisiz olduğu için besinlerden elde edilen glukoz hücre içine giremez, etkili biçimde kullanılamaz ve kan glukoz düzeyi yükselir.
            Tüm dünyada 383 milyon diyabetli insan olduğu biliniyor ve bu sayının 2035 yılında 592 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Ülkemizde yapılan çalışmalar diyabet sıklığının %13.7 olduğunu ve son 10 yılda % 90 artış gösterdiğini ortaya koymuştur. Şu anda Türkiye’de 7 milyonu aşkın diyabet hastası olduğu tahmin edilmektedir. Ancak tüm diyabet hastalarının yaklaşık % 55’ine tanı konmuştur ve çok sayıda hasta hastalığından habersizdir.
            Tip 1 Diyabet (insüline bağımlı diyabet): İnsülinin pankreasta hiç üretilmediği ya da çok az üretildiği diyabet tipidir. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya göreceli bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin kullanmak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet, İnsüline Bağımlı Diyabet olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10'unu Tip 1 diyabet vakaları oluştumaktadır. Genellikle çocuk ya da genç erişkin çağda ortaya çıkar. Diyabet belirtileri aniden başlar, şikayetler ciddiye alınmaz ise hasta kendini kaybederek komaya girebilir.
            Tip 2 diyabet (insüline bağımlı olmayan diyabet): İnsülin hormonu var, ama miktarı azsa veya dokularda insüline karşı direnç varsa, bu diyabete de Tip 2 diyabet denir. Diyabet hastalığının gelişmesinde hem genetik hem çevresel faktörler rol oynamaktadır. Ancak tip 2 diyabetin en önemli risk faktörleri fazla kilo ve hareketsiz yaşam tarzıdır. Dolayısıyla son yıllarda obezitenin (şişmanlık) giderek yaygınlaşması diyabet oranlarındaki artış ile doğrudan ilişkilidir. En sık görülen diyabet tipi Tip 2 diyabettir (% 90). Genellikle 35 yaşından sonra görülür. Tip 2 diyabetli hastalar diyet, egzersiz ve ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebilir. Gerekirse hastalığın ilerleyen dönemlerinde insülin kullanabilirler.
            Ailesinde diyabetli birey olanlar, obez kişiler, gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) öyküsü olan ya da 4 kg’dan iri bebek doğurma öyküsü olanlar, hipertansiyonu (yüksek tansiyon) ya da hiperlipidemisi (kan yağlarının yüksekliği) olanlar, polikistik over sendromu olan kişiler diyabet açısından risklidirler. Ayrıca kronik pankreas iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ve bazı hormon hastalıkları da diyabete neden olabilir.
            Gestasyonel Diyabet: Gebelikte ortaya çıkan ve doğumdan sonra düzelen diyabet tipidir. Ancak gestasyonel diyabetli kadınların yaşamlarının ileriki dönemlerinde tip 2 diyabet riski % 30-50 oranındadır ve düzenli olarak takip edilmelidirler. Gebelik sonrası kişinin sağlıklı beslenmeye özen göstermesi, fiziksel aktivitesini arttırması diyabet riskini azaltabilir. Bu diyabet tipi bazen doğumu takiben kalıcı da olabilmektedir.
            Gestasyonel diyabet tanısı için gebelere 24-28. gebelik haftalarında şeker yükleme testi yapılmaktadır.
            Diyabetin Belirtileri: Yorgunluk, halsizlik, Çok su içme, ağız kuruluğu, Sık idrara çıkma, Sık acıkma, çok yemek yeme, Yaraların geç iyileşmesi, Kuru, kaşıntılı cilt,  Sık enfeksiyon gelişimi, Görme bulanıklığı.
            Tip 1 diyabetin başlangıcı genellikle hızlıdır, hastanın şikayetleri belirgindir ve kısa sürelidir. Ancak Tip 2 diyabetin seyri yavaş olup şikayetler çok belirgin değildir, tanısı sıklıkla tesadüfen bakılan kan şekerinin yüksek olması ile konur.
            Tanı: Diyabet hastalığının tanısı, hastalığın belirtileri ve kan şekeri ölçümleri birlikte değerlendirilerek konur. Tanı için açlık kan şekeri ve OGTT (Oral glukoz tolerans testi) kullanılmaktadır. En az 8 saatlik açlık sonrasında bakılan açlık kan şekerinin 100 mg/dl’nin altında olması normaldir.
 Aşağıdaki durumlardan herhangi biri varsa diyabet tanısı konur:
            Diyabet belirtileri olan bir kişide günün herhangi bir vaktinde ölçülen kan şekerinin 200 mg/dl’nin üstünde olması, Açlık kan şekerinin 126 mg/dl veya üstünde olması, 75 gr glukoz çözeltisi kullanılarak yapılan OGTT’nin 2. saatinde kan şekeri düzeyinin 200 mg/dl veya üstünde olması.
             Gizli Şeker (Pre-diyabet) Nedir?: Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek, ancak diyabet tanısı koymaya yetecek kadar  yüksek  değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır. Gizli şeker, kişinin tip 2 diyabete yakalanma riskinin arttığını gösterir. Bir uyarı olarak gizli şeker ciddiye alınır ve kişiler yaşam tarzı değişikliklerini gerçekleştirebilirlerse diyabetin ortaya çıkışını geciktirebilir veya önleyebilirler.
Tedavi: Günümüzde diyabeti tamamen iyileştiren bir tedavi yoktur. Diyabet tedavisinde amaç kan şekerini normale en yakın seviyelerde tutmak, yani kan şekeri yükselmelerini ve kan şekeri düşmelerini önlemektir. Bu ayarın sağlanması kalp hastalığı, inme, böbrek ve göz hastalığı, sinir hasarı gibi diyabete bağlı komplikasyonların gelişimini önlemek veya gelişmiş komplikasyonların seyrini yavaşlatmak için son derece önemlidir. Diyabet tedavisi 4 başlık altında toplanabilir.
            1. Eğitim: Diyabet tedavisinin başarılı olabilmesi için diyabetli bireyin hastalığı ile ilgili bilgi sahibi olması gerekmektedir. Diyabetli birey hekim, diyetisyen, diyabet hemşiresi ya da diyabet eğitimcisinden oluşan diyabet ekibinden destek alır ve verilen tedaviye, önerilere uyum sağlarsa diyabeti olmayanlar gibi aktif ve sağlıklı bir hayat sürdürebilir.
            2.Beslenme Tedavisi: Gün içinde yenmesi gereken öğün sayısı diyabetin tipine, alınan medikal tedaviye, fiziksel aktivite düzeyine ve o andaki kan şekeri düzeyine bağlı olarak değişir. Her diyabetliye konusunda uzman bir diyetisyen tarafından diyabetik diyet detaylı olarak anlatılmalı, mümkün olduğunca hastanın beslenme alışkanlığına yakın bir program düzenlenmelidir.
            İnsülin kullanan tip 1 ve tip 2 diyabetlilerin sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak üç ana öğün, öğünler arasında ve gece yatmadan önce üç ara öğün olmak üzere altı öğün beslenmesi gerekir.  Bir gün içinde yenilmesi gereken  yiyecekleri gün boyunca yayarak sık ve az yemek yeme alınan öğünden sonra kan şekerinin daha az yükselmesini sağlar. Öğünlerde yenilen yiyeceklerin porsiyon ölçüsünü azaltarak, küçük öğünler halinde yemek yenilmesi fazla kalori alınmasını önleyerek ve açlığı kontrol altına alarak hem kan şekeri kontrolünü sağlar hem de kilo alımını önler.
            3.Egzersiz:  Özellikle son yıllarda tüm dünyada diyabetli birey sayısındaki artış insanların daha hareketsiz yaşaması ve obezitedeki artışla yakından ilişkilidir. Fiziksel aktivitenin azlığı diyabet gelişiminde rol oynadığı gibi diyabetli bireylerde kan şekeri regülasyonunu da olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle tüm diyabetliler ve hatta diyabet riski taşıyan bireyler yaşları, fizik kapasiteleri ve eşlik eden sağlık sorunları da göz önünde bulundurularak düzenli egzersiz programları uygulamalıdırlar. Egzersizin hangi saatlerde yapılacağı da son derece önemlidir. Egzersiz için en uygun zaman, yemek yenildikten sonraki 1-2 saattir. Böylelikle, yiyeceklerle kana geçen şeker vücut tarafından kolaylıkla kullanılır , kasların glukoz kullanımı artar ve kan şekeri düzeylerinin düşmesi sağlanır. Yemeklerden 3 saat sonra veya öğünlerden önce yapılan egzersizin hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) oluşturma riski vardır. Egzersiz planlı olarak en az haftada 3-4 kez yapılmalıdır. En uygunu, egzersizin her gün, düzenli olarak yapılmasıdır.
            4. İlaçlar: Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar insülinler ve ağız yolu ile kullanılan tabletlerdir. İnsülin kan şekeri seviyelerini en etkili düşüren maddedir. Tip 1 diyabetli kişiler, sağlıklı aktif bir hayat için günde 4 defa insülin tedavisi almak zorundadırlar. Tip 2 diyabetli kişiler, kan şekerlerini düşürmek için ağız yolu ile kullanılan tabletler kullanabilirler, çok az bir kısmının da insulin ihtiyacı olabilir.
            Diyabet tedavisinde diyet, egzersiz ve  ağız yolu ile alınan ilaçlar  ve/veya insülinin dengesini doğru olarak oluşturmak, diyabet ekibinin önerilerine uymak, düzenli kontrollere gimek çok önemlidir.
 T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI
TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU
MUĞLA KAMU HASTANELERİ BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

_____________

MÜŞTERİNİZ BİZDEN
KAZANMAK SİZDEN!.. 
Tıklayın!
http://www.marmarisbulten.com/Haber/musteriniz_bizden_kazanmak_sizden/

ŞEKER HASTALIĞI ŞÜPHENİZ Mİ VAR?
tarih Tarih: 13.11.2014, 21:36 okunma Okunma: 1084
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales