Marmaris Bülten
MARMARİSTE DATÇA'DA AKYAKA'DA DALYAN'DA NEREYE GİDİLİR NEREDE KALINIR
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
KOSTÜM (Öykü)
KOSTÜM (Öykü)

                                         KOSTÜM

          “Ne kadar komik bir lakap! “dedi kendi kendine, sosyete avukatı.

          Onun gibi öğretmen bir baba ve ev hanımı ama şüphesiz ona göre dünyanın en mükemmel ev kadını annesi ve hepsi oldukça zor şartlarda okuyan, iki tıp öğrencisi kardeşi  ile  ne kadar sosyetik bir yaşamdan gelebilirdi ki?

          Bu yılki genç avukat ödülü sosyete avukatına verildi. “Ödül töreni bu  akşam.” Tekrar gülümsedi habere. Elindeki gazeteyi katlayıp masanın yanına bıraktı.Gerçekten de henüz otuzuna varmamış,  5-6yıllık bir avukattı ama yıllarını bu işe vermiş bir sürü yaşlı meslektaşından çok daha iyi   bilinip tanınıyordu..Bunun sebebi de kendisine göre  hasbelkader ama hukuk dünyasına göre bir ilk  olan bir armatörün eşiyle  olan boşanma davasındaki kadın hakları  konusunda verdiği mücadele ile kazandığı büyük başarısından  ötürüydü… Bu olaydan sonra  birden bire kendini  gerçekten  sosyetik, paralı, ünlü insanların hukuksal işlerinin ortasında buldu. O kadar çok çalışıp, o  kadar çok şey sığdırmıştı ki bu zaman aralığına. Hatta parasal yönden oldukça yükünü tutmuş olmanın rahatlığını da taşıyor olduğundan, artık bir resmi kuruma geçip bir işyeri avukatı olmağı planlamağa başlamıştı.

          Saatine baktı. 11’e geliyordu.. Gerçi biraz da hafta sonunun verdiği bir rahatlıkla yavaş

hareket ediyordu.Duruşması yoktu bu gün ama büroya  bir uğraması gerekti.Bürodakiler de  öğle  yemeğine çıkacaklardı bir saate kadar. Yardımcısı bugün dişçiye gidip  öğleden sonra geleceğini bildirdiği için sofrayı onun toplaması gerekti. Aceleyle  topladı sofrayı. Biraz daha çabuk hareket etmeliyim diye geçirdi içinden.

          Saçlarını kısa kullanması işine yaramıştı yine. Sıra ne giyineceğine   gelmişti. Elbise dolabını açtı. Kıyıda duran artık onun için bir forma haline gelen meşhur siyah elbisesine gitti eli. İlk defa bugün,” Artık yeni bir şeyler alıp giymem gerekiyor galiba.” diye geçirdi içinden.

          Elbiseyi ilk aldığı gün geldi aklına. Gene bir kutlama günüydü.Hukuk fakültesini birincilikle bitirdiğinde, mezuniyet töreni  için bir kıyafet almak gerekince  babasının beğenisiyle seçmişti o elbiseyi.

          Çok klasik  siyah bir elbiseydi.Hatta ona bir iki beden büyük bile gelmişti. Ama babası üstünde cüppe olacağından çok da önemli olmadığını söyledi.22 yaşında var yoktu. Babasına  göre zamanla büyüyüp, vücudu gelişince de  elbise üstüne  çok daha iyi oturacaktı. Kumaşı biraz jarse karışıktı.Aslında görür görmez teniyle uyuşmayacağını,  hatta sıcak yaz günlerinde onu ne kadar terleteceğini anlamış ve  durumu annesine söylemişti. Annesi ona  hak vermiş ve babasına biraz daha çağdaş, modern hatta daha renkli bir giysi  düşündüklerini ve de  bir kaç mağazaya daha bakmak istediklerini bahsetmişse de  babası elbisenin   her mevsim  giyilebilecek türden  olduğuna dikkat çekmiş ve alınmasında  ısrar etmişti. Hatta siyah ciddi görünümünden bir ömür boyu her yere giyileceğini söyleyince ona elbiseyi giyinmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.

          İşin garibi, elbise belki de o günün anısına oldukça hayırlı geldi ona. Kesinlikle takıntılı değildi ama yine de normal insanlara göre biraz daha fazla takıntısı olduğunun farkındaydı. Elbise de bir nevi takıntı olmuştu. .O kazandığı çok meşhur dava da dahil olmak üzere ne zaman zor bir işi,  önemli bir  davası olsa üzerinde hep aynı elbise vardı. Hatta bazen o zorlu davalardan başarı ile kalktığında ona büyük   minnet duyan  müvekilleri oldukça şık kostümler  sunsa da, onun işi olmazdı. Bir yolunu bulup eninde  sonunda  elbisesini geçirmekteydi  üstüne.

          Tensel olarak da alışmıştı elbiseye. Her ne kadar ilk yıllarda terleyip, üşüyüp  zor zamanlar yaşamışsa da artık yaz kış fark etmeden daha rahattı elbisesiyle.Bu zaman zarfında   elbise üstünde bir     takım değişikler yapmış, düğme ve  cepler gibi özellikle  dış aksesuarlar  konumundaki bu yenilikler de   elbiseye  entel  bir görünüm vermişti.

           Ama şu son beş altı aydır biraz elbiseyle arası açıldı, aldığı kilolar yüzünden. Rahat yaşamın  getirisi olarak belki, biraz da son zamanlarda aldığı vitamin haplarıyla ani bir kilo artışına girince elbiseye sığmak biraz zorlaşmıştı. Birden elbiseyi son giydiğinde yanlardan açılan delikleri hala  dikmemiş  olduğunu hatırladı. Askıya uzandı.Elbiseyi aldı.O an göğüs tarafında açılan yeni bir delik daha dikkatini  çekti. Oraya bir göğüs iğnesi  takıp kapasa da  şu an diğer tarafları dikip onaracak zamanı yoktu ki.Yeni bir  şeyler alıp giymenin zamanı gerçekten gelmiş olabilir miydi?

          Birden itici geldi bu fikir ona. Elbiseyi alıp tuvalet masasının aynasının üstüne, dikiş kutusunun hemen yanına koydu. Döner dönmez yapacağı ilk iş elbisesini bir güzel elden geçirmek olacaktı.Yakasına   çiçekten bir yama koyacaktı..Ne o öyle iğne falan sonuçta metalik bir maden parçası. Elbisesi ile arasına    hiç bir yabancı maddenin girmesine izin vermemeliydi. Sonra yan taraflarını dikip yine eskisi gibi giyinecekti.   Hatta yeni patlamalar, delikler olmasın diye, diyet yapıp az yiyecek, nefsine hakim olarak kendinden ödün  verecekti.

          Elbise dolabına döndü. Eli hızla askıların üstünde dolaştı. Aslında nasıl taşıyacağını çok da düşünmeden sırf rengi kırmızı, dikkat çekici diye gösterişli bir elbise aldı dolaptan. Giyinip hızla odadan çıktı. Portmantosundan çantasını ve ayakkabılarını alıp, aceleyle dışarı fırladı. Öyle ki ayakkabısının tekini asansörü beklerken giyindi. O arabasına binerken, yardımcısı da apartman kapısından içeri giriyordu.

          Onca aceleye rağmen büroya öğle yemeğinden önce yetişememişti ama öğle sonrasında iyi ve planlı bir çalışma ile işlerini yoluna koymuş, hatta törene hazırlık için kendine vakit bile kalmıştı. Ama içinde garip bir duygu vardı. O her zamanki işleri yoluna koyduktan sonra duyduğu memnuniyeti duymaması ne kadar tuhaftı. Sandalyesine yaslandı, odasının kapısını kapatıp biraz uyumayı düşündü. İşte o an kapının arkasındaki vestiyerde asılı çüppesini farketti. Cüppesini hep adliyede bırakırdı ama bir önceki davası izmir dışında olduğu için duruşmadan direk büroya  dönmüştü. İşte o an babasının sözü geldi aklına. Nasılsa üstünde cüppesi olacaktı. Birden o karamsar duygudan kurtulmuş tam tersi içini bir sevinç kaplamıştı. Üstüne törende cüppesini giyerse, kim onun elbisesindeki yırtıkları görebilirdi?.. Sandalyeden fırladı. Cüppeyi vestiyerden aceleyle kaptığı gibi bürodan dışarı çıktı. Öyle ki arkadaşlarının kutlamalarına bile  bir şey demeden, onların şaşkın bakışları arasında büroyu terk etti. Kaybedecek zamanı yoktu  çünkü.Geldiğinden çok daha hızlı hareket etmesi gerekti.Tekrar eve gidip,elbisesini giyecek ve sonra da yine buraya dönecekti. Ödül törenin yapılacağı kültür merkezi bürosuna sadece yüz metre kadar uzaktaydı çünkü.

         Apartmandan koşturarak içeri girdi. Asansörü bile beklemeden koşarak merdivenleri çıkmaya başladı. Bir yandan üzerindeki elbisenin düğmelerini açıyordu. Daire kapısın önüne geldiğinde yarı soyunmuş  haldeydi.Aceleyle çantasından anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.Yardımcısının eve girdiğini gördüğünü unutmuştu bile. Kırmızı elbiseyi koridora girer girmez tamamen üstünden çıkarıp yatak odasına daldı ama..

         Hayatta şimdiye kadar yaşayacağı en büyük darbeyi aldığı andı. Elbisesi hizmetçisinin üstündeydi çünkü.  Ne yapacağını şaşırmış bir durumda, dona kaldı.

Yatak odasının kapısında. Hizmetçi de çok şaşkındı. “Ben sadece nerede delik olduğunu kendi gözlerimle görmek istedim, ortaya bırakmışsınız da… Kusura bakmayın.” diyebildi güçlükle. Onun bu garip özrü ile bulunduğu şok ortamından   çıkabildi, elbiseyi koyduğu yere baktı. Ortaya değil aynanın önüne koymuştu. Dikiş kutusunun yanına.

         O an dikiş kutusunun açık duran gözündeki makas ilişti gözüne. İçinden kutudaki  makası kapıp, hem elbiseyi   hem de hizmetçiyi delik deşik  yapmak geldi. Ama sonra duruşma salonunu düşündü bir an. Artık elbisesi olmayacağına göre davayı kazanamayabilirdi. Yakışmış! diyebildi sadece. “Sende kalsın.Giyindikçe beni hatırlarsınız.”

         Apartmanın merdivenlerini sendeleyerek indi. Tam son basamağa gelmişti ki, karşıdaki boy aynasında tüm merdivenleri yarı çıplak indiğini fark etti. Başını kaldırıp iyice baktı aynaya. Ne kadar duru diri bir bedeni vardı. Bunca yıl simsiyah bir elbisenin altında…                                                

                                   Yazan: Ayşenur Ökten İzgin / İZMİR

                                   ( NAZAR BONCUĞU 'Adlı Kitaptan.)
KOSTÜM (Öykü)
tarih Tarih: 30.06.2008, 16:10 okunma Okunma: 1769
Yorumlar
Ellerinize sağlık Ayşenur Hanım, Geçen zaman bu kadar güzel anlatılır öykü şeklinde, yaşadıklarınızı çok güzel kaleme almışsınız, bu anlamda başarılarınızın devamını diler, elinize yüreğinize sağlık der, saygıyla kucaklarım. Sevgiler
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Rengin / İstanbul
Canım Hocam, Önce selam.Yıllar sonra sizden bir haber almak inanın beni çok heyecanlandırdı.Ben Şirin.AFS 2004 Öğrenci Değişimi Takımı.Öykünüz olağanüstü.HERZAMANKİ GİBİ.Aslında sizin öğrenciniz olan biri izaten buna hep alışık olduğu için çok birşey yazmıcam.Tam tersi ben gerek lise gerek ünv.sitesine sizden bilgi yazmağı düşündüm.Çünkü özellikle Atatürk lisesin de size ulaşmak için adres bekleyen o kadar çok kişi var ki.Boş bir zamanınızda bir -Ziyaretçi Defterini okuyup bir adres bırakırsanız bir sürü eski öğrenciniz inanın çok mutlu olacak.En kısa zamanda görüşmek umuduyla.
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Şirin Tezcan
Hocam selam. Haberinizi sitede görünce öykünüzü aradık. Olağanüstü olmuş O güzel yüreğinize sağlık. En son Kanada ya yerleştiğinizi duymuştuk.Tatilde misiniz Marmaris'te?
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Şenol Elmas
Ayşenur Hoca nerelerdesinizzzzzzzzzz? Size ulaşamıyoruz.Piyasa da kitabınız da bitmiş. Ata Abi Ayşenur Hanım 'ın mail adresini yazabilir misiniz acaba?LÜTFENNNNNNNNN*?
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Merve Durur
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales