YUNUS POLİS EKİPLERİ GÖREVE H...
YOKSA HEDEF 2070' LER Mİ?
HEPİMİZİN ÇOCUKLARI İÇİN SEVG...
ANNELER EĞİTİM İÇİN ÇALIŞTILA...
BUSE ÇIKTI DOKUZA İNMEZ SEKİZ...
MARMARİS İSKELESİ ŞENLENDİ
MARMARİS 2010’U SABIRSI...
ANADOLU'NUN ÖZEL ÇOCUKLARI AC...
MARMARİS İŞ DÜNYASI ve KAMU K...
EFELİKLERİNİ İLK DÜĞÜNLERİNDE...
TEKİRDAĞ’LILARA MARMARİ...
MARMARİS BASINI SANSÜR VE BAY...
YANLIŞ HESAP BU KEZ KADIKÖY...
ETEM ÇALIŞKAN O BİR ATATÜRK S...
ZOR OYUNU BOZDU BJK’NİN...
MARMARİS 90.YILDA DA SAVAŞTAN...
MARMARİS TARSUS ADANA VE TÜRK...
MARMARİS GİAD YENİ BAŞKANI ÇO...
MARMARİS BALEVİ MART 2012...
HEPİMİZİN ÇOCUKLARI İÇİN SEVG...
KOSTÜM
“Ne kadar komik bir lakap! “dedi kendi kendine, sosyete avukatı.
Onun gibi öğretmen bir baba ve ev hanımı ama şüphesiz ona göre dünyanın en mükemmel ev kadını annesi ve hepsi oldukça zor şartlarda okuyan, iki tıp öğrencisi kardeşi ile ne kadar sosyetik bir yaşamdan gelebilirdi ki?
Bu yılki genç avukat ödülü sosyete avukatına verildi. “Ödül töreni bu akşam.” Tekrar gülümsedi habere. Elindeki gazeteyi katlayıp masanın yanına bıraktı.Gerçekten de henüz otuzuna varmamış, 5-6yıllık bir avukattı ama yıllarını bu işe vermiş bir sürü yaşlı meslektaşından çok daha iyi bilinip tanınıyordu..Bunun sebebi de kendisine göre hasbelkader ama hukuk dünyasına göre bir ilk olan bir armatörün eşiyle olan boşanma davasındaki kadın hakları konusunda verdiği mücadele ile kazandığı büyük başarısından ötürüydü… Bu olaydan sonra birden bire kendini gerçekten sosyetik, paralı, ünlü insanların hukuksal işlerinin ortasında buldu. O kadar çok çalışıp, o kadar çok şey sığdırmıştı ki bu zaman aralığına. Hatta parasal yönden oldukça yükünü tutmuş olmanın rahatlığını da taşıyor olduğundan, artık bir resmi kuruma geçip bir işyeri avukatı olmağı planlamağa başlamıştı.
Saatine baktı. 11’e geliyordu.. Gerçi biraz da hafta sonunun verdiği bir rahatlıkla yavaş
hareket ediyordu.Duruşması yoktu bu gün ama büroya bir uğraması gerekti.Bürodakiler de öğle yemeğine çıkacaklardı bir saate kadar. Yardımcısı bugün dişçiye gidip öğleden sonra geleceğini bildirdiği için sofrayı onun toplaması gerekti. Aceleyle topladı sofrayı. Biraz daha çabuk hareket etmeliyim diye geçirdi içinden.
Saçlarını kısa kullanması işine yaramıştı yine. Sıra ne giyineceğine gelmişti. Elbise dolabını açtı. Kıyıda duran artık onun için bir forma haline gelen meşhur siyah elbisesine gitti eli. İlk defa bugün,” Artık yeni bir şeyler alıp giymem gerekiyor galiba.” diye geçirdi içinden.
Elbiseyi ilk aldığı gün geldi aklına. Gene bir kutlama günüydü.Hukuk fakültesini birincilikle bitirdiğinde, mezuniyet töreni için bir kıyafet almak gerekince babasının beğenisiyle seçmişti o elbiseyi.
Çok klasik siyah bir elbiseydi.Hatta ona bir iki beden büyük bile gelmişti. Ama babası üstünde cüppe olacağından çok da önemli olmadığını söyledi.22 yaşında var yoktu. Babasına göre zamanla büyüyüp, vücudu gelişince de elbise üstüne çok daha iyi oturacaktı. Kumaşı biraz jarse karışıktı.Aslında görür görmez teniyle uyuşmayacağını, hatta sıcak yaz günlerinde onu ne kadar terleteceğini anlamış ve durumu annesine söylemişti. Annesi ona hak vermiş ve babasına biraz daha çağdaş, modern hatta daha renkli bir giysi düşündüklerini ve de bir kaç mağazaya daha bakmak istediklerini bahsetmişse de babası elbisenin her mevsim giyilebilecek türden olduğuna dikkat çekmiş ve alınmasında ısrar etmişti. Hatta siyah ciddi görünümünden bir ömür boyu her yere giyileceğini söyleyince ona elbiseyi giyinmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.
İşin garibi, elbise belki de o günün anısına oldukça hayırlı geldi ona. Kesinlikle takıntılı değildi ama yine de normal insanlara göre biraz daha fazla takıntısı olduğunun farkındaydı. Elbise de bir nevi takıntı olmuştu. .O kazandığı çok meşhur dava da dahil olmak üzere ne zaman zor bir işi, önemli bir davası olsa üzerinde hep aynı elbise vardı. Hatta bazen o zorlu davalardan başarı ile kalktığında ona büyük minnet duyan müvekilleri oldukça şık kostümler sunsa da, onun işi olmazdı. Bir yolunu bulup eninde sonunda elbisesini geçirmekteydi üstüne.
Tensel olarak da alışmıştı elbiseye. Her ne kadar ilk yıllarda terleyip, üşüyüp zor zamanlar yaşamışsa da artık yaz kış fark etmeden daha rahattı elbisesiyle.Bu zaman zarfında elbise üstünde bir takım değişikler yapmış, düğme ve cepler gibi özellikle dış aksesuarlar konumundaki bu yenilikler de elbiseye entel bir görünüm vermişti.
Ama şu son beş altı aydır biraz elbiseyle arası açıldı, aldığı kilolar yüzünden. Rahat yaşamın getirisi olarak belki, biraz da son zamanlarda aldığı vitamin haplarıyla ani bir kilo artışına girince elbiseye sığmak biraz zorlaşmıştı. Birden elbiseyi son giydiğinde yanlardan açılan delikleri hala dikmemiş olduğunu hatırladı. Askıya uzandı.Elbiseyi aldı.O an göğüs tarafında açılan yeni bir delik daha dikkatini çekti. Oraya bir göğüs iğnesi takıp kapasa da şu an diğer tarafları dikip onaracak zamanı yoktu ki.Yeni bir şeyler alıp giymenin zamanı gerçekten gelmiş olabilir miydi?
Birden itici geldi bu fikir ona. Elbiseyi alıp tuvalet masasının aynasının üstüne, dikiş kutusunun hemen yanına koydu. Döner dönmez yapacağı ilk iş elbisesini bir güzel elden geçirmek olacaktı.Yakasına çiçekten bir yama koyacaktı..Ne o öyle iğne falan sonuçta metalik bir maden parçası. Elbisesi ile arasına hiç bir yabancı maddenin girmesine izin vermemeliydi. Sonra yan taraflarını dikip yine eskisi gibi giyinecekti. Hatta yeni patlamalar, delikler olmasın diye, diyet yapıp az yiyecek, nefsine hakim olarak kendinden ödün verecekti.
Elbise dolabına döndü. Eli hızla askıların üstünde dolaştı. Aslında nasıl taşıyacağını çok da düşünmeden sırf rengi kırmızı, dikkat çekici diye gösterişli bir elbise aldı dolaptan. Giyinip hızla odadan çıktı. Portmantosundan çantasını ve ayakkabılarını alıp, aceleyle dışarı fırladı. Öyle ki ayakkabısının tekini asansörü beklerken giyindi. O arabasına binerken, yardımcısı da apartman kapısından içeri giriyordu.
Onca aceleye rağmen büroya öğle yemeğinden önce yetişememişti ama öğle sonrasında iyi ve planlı bir çalışma ile işlerini yoluna koymuş, hatta törene hazırlık için kendine vakit bile kalmıştı. Ama içinde garip bir duygu vardı. O her zamanki işleri yoluna koyduktan sonra duyduğu memnuniyeti duymaması ne kadar tuhaftı. Sandalyesine yaslandı, odasının kapısını kapatıp biraz uyumayı düşündü. İşte o an kapının arkasındaki vestiyerde asılı çüppesini farketti. Cüppesini hep adliyede bırakırdı ama bir önceki davası izmir dışında olduğu için duruşmadan direk büroya dönmüştü. İşte o an babasının sözü geldi aklına. Nasılsa üstünde cüppesi olacaktı. Birden o karamsar duygudan kurtulmuş tam tersi içini bir sevinç kaplamıştı. Üstüne törende cüppesini giyerse, kim onun elbisesindeki yırtıkları görebilirdi?.. Sandalyeden fırladı. Cüppeyi vestiyerden aceleyle kaptığı gibi bürodan dışarı çıktı. Öyle ki arkadaşlarının kutlamalarına bile bir şey demeden, onların şaşkın bakışları arasında büroyu terk etti. Kaybedecek zamanı yoktu çünkü.Geldiğinden çok daha hızlı hareket etmesi gerekti.Tekrar eve gidip,elbisesini giyecek ve sonra da yine buraya dönecekti. Ödül törenin yapılacağı kültür merkezi bürosuna sadece yüz metre kadar uzaktaydı çünkü.
Apartmandan koşturarak içeri girdi. Asansörü bile beklemeden koşarak merdivenleri çıkmaya başladı. Bir yandan üzerindeki elbisenin düğmelerini açıyordu. Daire kapısın önüne geldiğinde yarı soyunmuş haldeydi.Aceleyle çantasından anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.Yardımcısının eve girdiğini gördüğünü unutmuştu bile. Kırmızı elbiseyi koridora girer girmez tamamen üstünden çıkarıp yatak odasına daldı ama..
Hayatta şimdiye kadar yaşayacağı en büyük darbeyi aldığı andı. Elbisesi hizmetçisinin üstündeydi çünkü. Ne yapacağını şaşırmış bir durumda, dona kaldı.
Yatak odasının kapısında. Hizmetçi de çok şaşkındı. “Ben sadece nerede delik olduğunu kendi gözlerimle görmek istedim, ortaya bırakmışsınız da… Kusura bakmayın.” diyebildi güçlükle. Onun bu garip özrü ile bulunduğu şok ortamından çıkabildi, elbiseyi koyduğu yere baktı. Ortaya değil aynanın önüne koymuştu. Dikiş kutusunun yanına.
O an dikiş kutusunun açık duran gözündeki makas ilişti gözüne. İçinden kutudaki makası kapıp, hem elbiseyi hem de hizmetçiyi delik deşik yapmak geldi. Ama sonra duruşma salonunu düşündü bir an. Artık elbisesi olmayacağına göre davayı kazanamayabilirdi. Yakışmış! diyebildi sadece. “Sende kalsın.Giyindikçe beni hatırlarsınız.”
Apartmanın merdivenlerini sendeleyerek indi. Tam son basamağa gelmişti ki, karşıdaki boy aynasında tüm merdivenleri yarı çıplak indiğini fark etti. Başını kaldırıp iyice baktı aynaya. Ne kadar duru diri bir bedeni vardı. Bunca yıl simsiyah bir elbisenin altında…
Yazan: Ayşenur Ökten İzgin / İZMİR
( NAZAR BONCUĞU 'Adlı Kitaptan.)
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Rengin / İstanbul
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Şirin Tezcan
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Şenol Elmas
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Merve Durur









