Marmaris Bülten
MARMARİSTE DATÇA'DA AKYAKA'DA DALYAN'DA NEREYE GİDİLİR NEREDE KALINIR
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
KADINLARIN KARARI YAZGILARI OLACAKTIR
KADINLARIN KARARI YAZGILARI OLACAKTIR

                          Kadın erkek ayırımcılığı yaptığımdan değil. Ama eğer kadınlar “Hayır” derse, 12 Eylül’de oylanan Anayasa ölü doğar.  Kadınlar çocuk doğurma veya doğurmama hakkını kazanmış ve yasalarımıza koydurmuştur.  Dolayısıyla dış güçlerin iğfal ettiği babası belli olmayan bu Anayasa’yı kabul etmemek kadınların en doğal hakkıdır.  İş ki kurulan kapandaki peynirin cazibesine kapılıp “Evet” demesinler.  Bu Anayasa, kadınların kazanılmış hak ve özgürlüklerini geri almakla kalmayıp, devamında kadınları köle yapacak yasalar çıkarmasına da olanak verecektir.  Bilindiği gibi, daha önce kadınların aleyhine olarak hazırladıkları kanunlar, yüksek mahkemelerce iptal ediliyordu. Bu Anayasa ile yargıyı ve yüksek yargıyı da ellerine geçirecekleri için, her bir kadını köle, her bir kadını cariye, 13-14 yaşındaki çocuklarımızı da kendilerine 2 nci, 3 cü eş yapmayı yasallaştırma imkanı bulacaklardır.  Kadınları sosyal hayattan koparıp evlere kapatmaları, çocuk doğurma makinesine döndürmeleri, hatta 3 çocuk doğurmayan kadınları cezalandırmak için, kanunlara cezai müeyyideler koymaları bile olasıdır.  Dikkat edin; Başbakanın sol tarafına dönüp “kadınların hak ve özgürlüklerini genişlettik” derken, sağ tarafa dönüp “Kadınla erkek eşit değildir” diyerek kendi kendisini yalanlaması bundandır.  Bu anayasanın kabulü önce ülkemizin, sonra da kadınların ileriye gidişinin sonu, çağdaşlıktan geriye dönüşün de başlangıcı olacaktır. Ama altını çizerek vurgulamalıyım ki, sonuçta uzun vadede bütün kadınlar zarar görse de, ilk darbeyi yiyen ve en çok ezilenler “Evet” diyen kadınlar olacaktır.
                     
Şu anda Türkiye’de oynanan oyunun senaryosu dış güçler tarafından yazılmış, roller de hükümet dahil tüm yandaşlara aynı güçler tarafından dağıtılmıştır. Bizim sahnede gördüğümüz iktidar, göbeğinden bağlı olduğu suflörün talimatlarına göre rolünü oynamaktadır. Rolünü oynamamak gibi bir şansı yoktur. Ya yok olacak, ya da yok edecektir.  Bu nedenle de, oyunun perde arkasını görebilen yurtseverler bir şekilde susturulmakta ve etkisiz hale getirilmektedirler.  Dış güçler, 28 sene önce kendilerinin hazırladığı Anayasa’yı, eşitlik ve özgürlük ambalajında halka kabul ettirerek Türkiye’yi içten ve dıştan kuşatmayı başardılar.  Şimdi ise, yine kendilerinin tezgahladıkları bu Anayasa ile – Banu Avar’ın tabiriyle – “Altın Vuruşu” yapmaya hazırlanmaktadırlar.
                     
Dikkat edilirse Anayasa’da değiştirilen maddelerin çoğu,  kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili.  Hem kadınlara, hem erkeklere kapana konulan zehirli peynirin cazip gelmesi bundan.  Oysa peynirin içine konulan hukukla ilgili 1-2 madde, bir ulusun rejiminin değiştirilmesine ve hatta yok olmasına yetecek kadar zehirli.  İktidar, Türk milletinin asla kabul etmeyeceğini bildiği için bu maddeleri değişiklik yaptığı maddelerin arasına sıkıştırmıştır.  “ya hep ya hiç” diye dayatması bu nedenledir.
                     
İktidar, 8 yıllık icraatları ile yasama ve yürütme üzerinde yeterince hakimiyet kurdu.  Hala en güvenilir kurum olan ordumuzu yıpratmayı da başardı. Kamu ve özel kuruluşlarda kadrolaşmayı sağladı. Artık sıra yargıyı ve yüksek yargıyı ele geçirmeye geldiDemokrasi maskesini takarak,  demokrasinin vazgeçilmezi olan “Kuvvetler Ayrılığı”  prensibini ortadan kaldırmaya ve hükümetin tek güç haline gelmesini sağlamaya çalışıyorlar.  Amaçları, önlerinde icraatlarını engelleyebilecek hiçbir merci bırakmamaktır.  Bilindiği gibi “Ben yaptım oldu; ben sattım oldu” zihniyetiyle hareket eden iktidarın icraatlarını Danıştay’ın çeşitli daireleri durdurmakta ve Anayasa Mahkemesi de iptal etmekteydi.  Bu kurumlara yandaşlarını yerleştirdiklerinde, Türkiye onlar için dikensiz gül bahçesine dönecektir.
                             
Yürürlükteki Anayasa’da devletin niteliklerini gösteren 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddelerinde yazılı hükümlerin değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olduğu 4 üncü maddede hükme bağlanmıştır. Cumhuriyetin omurgasını oluşturan “Hukuk” gibi bir güç de bağımsızlığını kaybeder ve iktidar ne derse onu yapan bir kurum haline getirilirse, “Anayasa’nın 4 cü maddesinin iptaline kim ve hangi kurum mani olacaktır?..   Dahası, 4 cü maddesi olmayan bir Anayasa’da tek güç haline gelen iktidarın, Anayasa’nın ilk 3 maddesinde de değişiklik yapmayacağının garantisini kim verebilir? Kim?!  Hangi kurum buna mani olacaktır?!  İşte asıl hedef, Anayasa’nın ilk 3 maddesinin değiştirilmesidir. Bunu dış güçler istemekte ve mevcut iktidarı da, ne pahasına olursa olsun, -gerekirse ölüleri bile mezardan çıkarıp-  bunu başarmaya zorlamaktadırlar.
                     
Türkiye,  “Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi uluslararası sözleşmesi” ni imzalayan 150 ülkeden birdir. Bu sözleşmeyi 1985 yılında imzalamış olmasına rağmen, yıllar yılı kadınlara karşı ayrımcılık yapılmasını önleyen kanuni düzenlemeleri yapmamıştır.  Uluslararası kadın örgütlerinin büyük mücadeleler sonucu elde ettikleri haklardan, Türk kadınlarının da yararlanması için, başta KA-DER ve Türk Kadınlar Birliği olmak üzere, Cumhuriyet Kadınları Derneği, KASAUM, Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı’nın da içinde olduğu bir çok kadın kuruluşu tarafından yapılan büyük mücadeleler sonunda Medeni Kanunda ve Ceza kanununda değişiklikler yaptırılmıştır. Yani sadece insan olarak doğmuş olmanın bile yeterli olacağı hakları, kadınlar savaşarak kazanmış ve yasalara koydurmuşlardır. Bu gerçekten kadınların başarısıdır.
                             
Hem Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanunla, aile, miras eşya ve borç ilişkilerinde kadın-erkek eşitliğine yönelik büyük kazanımlar sağlamışlar, hem de uluslararası anlaşmaların yaptırım gücü etkisi ve kadınların özverili çalışmaları ile Türk Ceza Kanunu’nda 40’tan fazla maddenin değiştirilmesi sağlanmıştır. Böylece kadınlar,  2004 yılında yürürlüğe giren TCK ile, bedenlerinin ve cinselliklerinin kendilerine ait olduğu gerçeğini kabul ettirmiş ve yasalara da koydurmuşlardır..  Bunlar vazgeçilebilir kazanımlar değildir.
                           
Anayasa Mahkemesi, parlamentonun çıkardığı yasaların ve Anayasa değişikliklerinin kanunlara uygun olup olmadığını denetleyen yüksek bir mahkemedir. Yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin kapıları vatandaşa açılacaktır. Görünüşte vatandaşın lehine gibi görünen bu değişikliğin nedeni, Devletin kendi yasalarını kendisinin çiğneyip suç işlediği içindir. Türkiye,  AİHM’sine açılan davalardan  2.017’sinde suçlu bulunarak milyonlarca dolar para cezası ödemeye mahkum edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kapılarını vatandaşa açmak, aslında AİHM’sinin kapılarını vatandaşa kapatmak için bulunan bir çözümdür. Anayasa Mahkemesi’nin iktidarın yararına karar verecek bir aile mahkemesi haline getirilmek istendiği artık sır olmaktan çıkmıştır.
                  
Bu anayasa’ya “Evet” demek, Atatürk’ün Türk kadınına verdiği hak ve özgürlüklerden vazgeçmesi demektir.  Büyük savaşımlarla yasalara koydurduğu haklarından vaz geçmesi demektir. Kocaların birden fazla kadınla evlenmesine, “Boş ol” dediğinde, kendisini kapının önünde bulmasına, kız çocuklarının bir eşya gibi satılmasına izin vermesi demektir.  Çünkü 12 Eylül’de vereceğimiz oylarla Türkiye’nin ileride nasıl bir devlet olacağını belirleyecekti.  Ya şimdi “Hayır” diyeceğiz, ya da ömrümüzün sonuna kadar, şiddet de görsek, cinsel tacize de uğrasak, evlere kapatılıp köle de yapılsak, ne isterlerse  “Evet” demek zorunda kalacağız.

                                          Yüksel Erdoğru  / Marmaris
                                              
www.yukselerdogru.com

KADINLARIN KARARI YAZGILARI OLACAKTIR
tarih Tarih: 01.09.2010, 01:00 okunma Okunma: 1709
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales