YUNUS POLİS EKİPLERİ GÖREVE H...
YOKSA HEDEF 2070' LER Mİ?
HEPİMİZİN ÇOCUKLARI İÇİN SEVG...
ANNELER EĞİTİM İÇİN ÇALIŞTILA...
BUSE ÇIKTI DOKUZA İNMEZ SEKİZ...
MARMARİS İSKELESİ ŞENLENDİ
MARMARİS 2010’U SABIRSI...
ANADOLU'NUN ÖZEL ÇOCUKLARI AC...
MARMARİS İŞ DÜNYASI ve KAMU K...
EFELİKLERİNİ İLK DÜĞÜNLERİNDE...
TEKİRDAĞ’LILARA MARMARİ...
MARMARİS BASINI SANSÜR VE BAY...
YANLIŞ HESAP BU KEZ KADIKÖY...
ETEM ÇALIŞKAN O BİR ATATÜRK S...
ZOR OYUNU BOZDU BJK’NİN...
MARMARİS 90.YILDA DA SAVAŞTAN...
MARMARİS TARSUS ADANA VE TÜRK...
MARMARİS GİAD YENİ BAŞKANI ÇO...
MARMARİS BALEVİ MART 2012...
HEPİMİZİN ÇOCUKLARI İÇİN SEVG...
DEVLETİN TEMELİ ADALET
ADALETİN TEMELİ SAVUNMADIR!..
Muğla Barosu Başkanı Av. Mustafa İlker Gürkan ,5 Nisan Avukatlar günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Muğla Barosu’ndan bugün ( 5 Nisan 2009) verilen bilgiye göre; Baro Başkanı Gürkan, bu yıl ki Avukatlar Günü’nün Ulusal ölçekte önemli bir olay olan yerel seçimlerin hemen ertesinde ve küresel ekonomik kriz gibi Uluslararası ölçekte önemli bir olayın içinde yaşandığına dikkat çekti ve,”Adalet devletin temelidir. Adaletin temeli ise savunmadır.” dedi.
Küresel Ekonomik krizle birlikte “denetimsiz piyasa ekonomisi” anlayışının çöktüğüne dikkat çeken Gürkan; “ Avukatlık mesleğinin de temellerini oluşturan “Kamu hizmeti”, “Kamu görevi”, “Kamu yararı” gibi “toplumsal değerler” öne çıkmaktadır. Savunma mesleğinin niceliksel yaygınlaşması ve niteliksel yükselişinin sağlanması için, bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler, serbest piyasa sahte efsanesinin sönmesinin bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.
Savunma /Avukatlık faaliyetini bir kamu hizmeti /görevi değil bir ticari faaliyet olarak algılayan anglasakson temelli “piyasacı” anlayıştan vazgeçilmelidir. Toplumdaki uyuşmazlıkları yargının dışına taşıyan… Hukukçuların /avukatların ve avukatlık mesleğinin tasfiyesini sonuçlayacağı açık olan “Hukuksal uyuşmazlıklarda arabuluculuk kurumları” oluşturmak girişimlerinden vazgeçilmelidir. Avukatlığı “hukuk alanında kamu hizmeti” olmaktan çıkarıp “kanun teknisyenliği hukuk mühendisliği derecesine indiren”, avukatın bağımsızlığını ayaklar altına alan ve özellikle bankalar ve kurumlar tarafında ısrarla sürdürülen “tip sözleşmeler” uygulamasına son verilmelidir.
Adalet devletin temelidir. Adaletin temeli ise savunmadır. Yargı bağımsızlığı Anayasal hükümdür. Savunma/avukat yargının kurucu unsurudur. Avukatlık bir
kamu hizmeti/görevidir. “Tarihin sonu geldi” diyerek hukukçuları ve beşbin yıllık savunma mesleğini toplumsal yaşamdaki yerinden indirip piyasa figürü yapmak isteyenlerin sonu hüsran olmuştur.Şimdi de G 20 nin ileri gelenleri ve NATO ; dünya ekonomisinin ve barışın kendilerine emanet edilmesini istiyorlar.. “Hırsız malın, kedi ise çiğerin” kendisine emanet edilmesini istiyor!..
Diğer bir husus ise avukatlar gününden hemen önce yaşadığımız yerel seçimler ve diğer süreçlerdir. Görüldü ki; halkımız dengeli bir ruh hali içindedir ve toplum hayatının da gerilimlerden uzak dengeli biçimde sürmesini istemektedir. Dünyanın içinde bulunduğu koşullara ek olarak Türkiye’nin özgün koşulları da gözetildiğinde milletimizin bu soğukkanlı tavrı gerçekten takdir edilecek bir tutumdur.
Toplumsal gerilim giderilmelidir. Bunun ise işlerin hukuk düzeni içinde kurallara uygun olarak yürütülmesi durumunda pek ala başarılabileceği yerel seçimlerde görülmüştür.Bu bağlamda iki konunun üstünde durmak istiyoruz.
Birincisi : Hukuk üzerinden siyaset Yargı bağımsızlığı madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzü hukuka bağlılıktır. Çünkü yargı bağımsızlığı “hukukun üstünlüğü” nün alt kavramıdır. Hala ve ısrarla bırakın hukuku kanun bile dinlemeden yürütülen soruşturmalar, düzenlenen iddianamelerde “adil yargılanma” hakkının, ”lekelenmeme hakkının” göz ardı edilmesi toplumsal gerilimin ortaya çıkmasında ve artmasında etkin rol oynamaktadır. Gerilimi arttırabilecek yeni bir durum daha ortaya çıkmıştır. Basın’a yapılan saldırılar. Basın özgürlüğü süper özgürlüktür. Daha ötesi demokratik toplumda bütün özgürlüklerin kalbidir. Herkesin özelliklede yöneticilerin bu konuda en derin hassasiyeti göstermeleri gerekir. Basın mensuplarının bilgilerine el konulmasını, aleyhlerine delil olarak kullanılmasını.., hele hele bu yüzden tutuklanmalarını katiyen doğru bulmuyoruz.
Somut ve açık söylüyoruz: Sayın Mustafa Balbay‘ın en ağır yargılama önlemi olan tutuklamaya muhatap edilmesini, bilgi, belge ve iş araçlarına el konulmasını, bunların birer örneğinin kendisine verilmemesini, tecrit edilmesini doğru bulmuyoruz.
Varsayalım ki “isnat edilen suçlamalar doğrudur, suç basın faaliyeti “kabuğu” içinde işlenmiştir.” Elbetteki hiç kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur.. Suç işleyen yargılanır cezasını çeker. Ama sorun bu değildir. Sorun şu: Bir yanda “suç işlediği konunda kuvvetli suç şüphesini haklı kılan olgular bulunan bir gazetecinin tutuklu yargılanması.” Olarak tanımlayabileceğimiz bir toplumsal yarar/hukuksal menfaat.
Diğer yanda : Bir basın mensubunun muhatap olduğu biraz önce belirtilen işlem ve önlemler sonucu tedirgin olup otosansür yapar mı?… Açarsak: Basınımızın siyaset alanında görev yapan mensupları bu olaya bakıp ta; görev yaparken bilgi alırken-saklarken tedirgin olacak mıdır? Bu tedirginlikle kendi kendini sansürlemeye kalkacak mıdır? Basının Haber alma- verme ve bilgilendirme işlevi kesintiye uğrar mı?
Biz diyoruz ki : Bunların bir tehdit olarak varolması / algılanması bile daha yüksek bir toplumsal menfaati korumamızı gerektirir. Somut ifadesiyle: Basın mensuplarının kısmen dahi, geçici bile olsa böyle bir otosansüre yönelmesindense, varsın “suç işlediği konunda kuvvetli suç şüphesini haklı kılan olgular bulunan” bir gazeteci tutuksuz yargılansın. “Basın özgürlüğüne evet, basın mensuplarının özgürlüğüne hayır…” Bu kabul edilemez.
Açıklanan yaklaşımımız pür hukuksal bir itirazdır… Hukuku ayakta tutan şey “hak ve özgürlüklerin yarışmasında” “demokratik toplumun gereklerine uygun biçimde” korunması gereken menfaati belirlemektir. AİHM kararlarında belirtildiği gibi “Basın demokrasinin bekçisidir. Basın özgürlüğü de bütün özgürlüklerin kalbidir...” Basın özgürlüğünün tek istisnası bireyin kişilik haklarıdır. Devletin değil…
Diğer yandan; “medyada yargısız infaz” diye adlandırılan habercilik, biz; “basın özgürlüğü savunucularını” zor durumda bırakıyor. Gündelik olaylarda “Gerçeklik-Güncellik-Kamu yararı -Haberin verilişiyle konu arasında düşünsel bağ” gibi hukuka uygunlukta temel olan basın ilkelerini göz ardı eden… Basın Konseyi’nin en önemli ilkelerinden “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.” İlkesini gözetmeyen yayınlar, haberlerin mağdurları üzerinde çok derin, haksız ve insafsız yaralanmalara yol açmaktadır… Bu tür basın ilkelerine aykırılıklar basın özgürlüğü karşıtlarının eline fırsatlar sunmaktadır. Bundan derin endişe ve üzüntü duyuyoruz. Basınımıza ve Basın özgürlüğüne yapılan en sinsi saldırı işte bu içerden yapılan saldırıdır. Baromuz bütün bunlara rağmen basın özgürlüğünü savunmaya devam edecektir. Milim taviz bile vermeyiz . Basın kuruluşlarımızın da bu tür “çürük elmaları” ayıklamasını ve gereğini yapmasını dileriz. Basınımızdan “içişlerini halletmesini” bekliyoruz.
Muğla Barosu “Basının özgürlüğünün kötüye kullanılmasının çaresi yine basın özgürlüğüdür” anlayış ve ilkesinin sadık bir takipçisidir.
Avukatlar günümüzde son olarak şunu bildirmek istiyoruz. 23 Mayıs’ta toplanacak TBB genel kurulumuz, “Temel hedefler bildirgemizi” çıkaracaktır. Biz avukatlar elimizden geldiği gücümüz yettiği ölçüde herkesin haklarını savunmaya çalışıyoruz. Hiçbir uyuşmazlığın ya da davanın tarafı değiliz. Yalnızca hak savunması yaparız… Ve çok zor koşullarda görev yapıyoruz. Baromuz yılda 364 gün herkese yardıma hazırız diyor. Demeye de devam edecektir.Bu gün ise bütün yurttaşlarımızdan Avukatlarımızın ve Barolarımızın hakları ve özgürlükleri için yürüttükleri çabalarda bize destek olmasını istiyoruz. (AjansSevgi)








