Marmaris Bülten
MARMARİSTE DATÇA'DA AKYAKA'DA DALYAN'DA NEREYE GİDİLİR NEREDE KALINIR
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
ARTIK ZAMANI GELDİ
ARTIK ZAMANI GELDİ

                              Konuşuyoruz bazen, arkadaş meclislerinde…
                    Diyorum ki; ''Bundan 11 yıl öncesinde var mıydı bu ayrışmalar?'' 
                    Hangi ayrışmalar diyeceksiniz şimdi, anlatayım; Başı örtülü bir anne ve yanında mini etek giymiş kızı, dönüp bakar mıydık, elbette hayır!..
                       Tuhaf olan bir şey yoktu çünkü. Bana sorulsa hala yok ama
işte böyle böyle başladı bu bölünmeler,  ayrılmalar,  gruplaşmalar, kutuplaşmalar işte.
                     Kimse kimsenin mezhebini sorgulamazdı. Altınoluk'un küçücük olduğu, daha keşfedilmediği zamanlarda
yani ben daha çocukken,
                 Babam Doyranlı Köyü’nde bir kurşun madeninin şefiydi... Madenciydi.
                     Doyranlı bir Türkmen köyü. Türkmen derdik, Aleviymişler…  Hiç mühim değildi ne olduğu. Köyde cami yoktu mesela.
Hıdrellezde mezarlıkta olunurdu, çam ağaçlarının kapladığı mezarlıkta salıncak bile kurulur orda kutlanırdı Hıdrellez.
                     Bir aile vardı çok sevdiğimiz, (kan bağıyla dayım olmadığı için belki de bilmiyorum) dayı derdik, ablamla biz o iki kardeşe... Müthiş insanlardı, dayım elimizden tutar Çarşamba günleri bizi Edremit pazarına götürür tepeden tırnağa giydirir ne istersek alırdı... Bu insanların insanlığı ve sevgi dolu yüreği hakkında sayfalarca yazı yazabilirim ama özetle geçmek istiyorum şimdilik.
                   Gülerdi dayım bize, ''Dokuz gün demişler, siz otuz gün anlamışsınız orucu'' derdi.
Onların inancına göre belli bir dönemde dokuz gün belirli şeyleri yemeyip, bir de hatırladığım kadarıyla o dokuz gün boyunca traş olmayıp farklı bir ibadet yaparlardı.
O dönemde kurşun madeninin ciğerlerine verdiği bir zarardan ölümler gerçekleşti, dayım da tedavi görüyordu ve kurtulamadı illetten, diğer küçük kardeşi de! 
Hiç evlenmemişler
otuzlu yaşlarının başlarında kaybetmiştik onları...
                
Seneler geçti üzerinden,
düşündükçe burnumun direği sızlar,  özlerim dayılarımı...
Bu memlekette seneler, seneleeeer önce, böyle yaşardık biz. Din, dil, ırk, mezhep ayırt etmeden. Onun başı kapalı, bu açık demeden,  y
argılamadan ve değer yargılarını incitmeden hiç kimseyi…
                 Sonra bir ampul yandı bu memlekette,  ah keşke de yanmaz olaydı!.. O ampulün ışığı çok değişik yansımalara sebep oldu... Ampulle birlikte biz bu ülkede Alevi,  Sunni, Çerkez, Laz, Türk, Kürt…” demeye başladık...
              Halbuki “Ne mutlu Türk’üm Diyene!..” diye diye yaşardık hepimiz...
                    Evet çok uzatıp lafı dolandırmanın bir manası yok,  artık  sanırım ampulün  miadı doldu. Yani cümle anlamında
;  görevini yerine getirdi ve bir kenara kaldırılma zamanı geldi. Artık söndürülme, değiştirilme zamanıdır.
                   Halkın meydanlarda isyanını dile getirdiği, sürekli kulakları çınlatan bu sese, kulak verme zamanıdır.
Zaman tekrar Cumhuriyet Güneşi  ile aydınlanma zamanıdır!..
                    Sizlerle tanıştığım bu ilk yazımla; Selamlar olsun meydanlardaki koca yürekli Cumhuriyet sevdalılarına ve meydana çıkmak için tüm hazırlananlara!
                                              Özgül Kal - Çanakkale

MÜŞTERİLERİNİZİN SİZE ULAŞMASINA KESİN ÇÖZÜM incelemeniz için bir tık yeter!..
http://www.marmarisbulten.com/Haberler/is_Dunyasi_Rehberi/

ARTIK ZAMANI GELDİ
tarih Tarih: 21.06.2013, 12:46 okunma Okunma: 2107
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales