Marmaris Bülten
MARMARİS TE CANLI MÜZİK
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
ANNELER GÜNÜM "ANNE" OLDUĞUM GÜNDÜR
ANNELER GÜNÜM

ANNELER GÜNÜM “ANNE” OLDUĞUM GÜNDÜR

 

               Kadın olmaktan farklı bir şey anne olmak.  İçinde bir canlıyı büyütmek, onun yürek atışlarını hissetmek, tanımlanamaz bu haz ve heyecanı yaşamak annelere bahşedilen bir ayrıcalık.  Bir ömür boyu, beklentisiz vermeyi ve beklentisiz sevmeyi yaşamak anne olmak.  En önemlisi de merhametli, şefkatli, fedakar ve bağışlayıcı olmayı öğrenmek.  Anne adayı 9 ay yavrusunu içinde taşır. Yediklerini yiyemez, yemediklerini canı ister. Hem bedeninde hem ruhunda büyük değişiklikler yaşar. Kilo alır, vücudu deforme olur. Hareketleri ağırlaşır; bebeği doğmadan başlar uykusuz geceleri. İstediği pozisyonda yatmazsa, basar tekmeyi bebeği, uyutmaz. Olmadı, ya başını ya poposunu dayar diyaframına nefes aldırmaz.  İstediği şekle sokar anasını.  Anne adayları arkalarına yastıklar dizip ayakta uyumaya o zamandan alıştırır kendini…

-  Kız mı istiyorsun? Oğlan mı?

-  Teyzeciğim, eli ayağı düzgün olsun da, ilk bebeğimiz hiç fark etmez .

(Neden sadece “eli-ayağı düzgün olsun” diye dua ederiz? İç güzelliğinden çok, dış görünüşe önem verdiğimizden mi? Ruh ve beden sağlığı, dış görünüş kadar önemli değil midir? Ya da, “Eli ayağı düzgün insanların akıl ve ruh sağlıkları da yerinde olur” diye mi belletmişlerdir bize? (Klişe sorulara, klişe yanıtlar işte. ).

 - Bak şuraya yazıyorum: Senin dünyalar güzeli bir kızın olacak.

- Aaaa! Sahi mi? nereden bildiniz?

 Burnun armut gibi oldu, kaşın  kirpiğin döküldü, yüzünü çiller bastı... Yani senin bütün güzelliğini kızın aldı; kız bebekler böyle yapar.

- Ahh!  Ne güzel, inşallah dediğiniz doğru çıkar.

Kirpiklerime, çillerime bakmak için boy aynasının karşısına geçiyorum.  Tabii benden önce karnım dayanıyor aynaya.  Sanki kendisini görüyormuş gibi bir kıpırtı, bir hareket başlıyor içimde. Kikir kikir güldüğünü hissediyorum.  Canım!.. canım bebeğim iyilik ve güzellikten yana neyim varsa hepsini al diye okşuyorum karnımı.

18 Eylül, saat 08.30.  Dünyalar güzeli kızımı veriyorlar kollarıma.  Tanrım! O kadar güzel ki.. Yok, “Kuzguna yavrusu güzel görünür” durumu değil sözünü ettiğim güzellik; “Nur topu gibi” dedikleri böyle bir şey olmalı.  Gerçekten o güne kadar gördüğüm en güzel bebek.  Bağrıma basıyorum; sıcacık. Kokluyorum; daha önce hiç algılamadığım eşi-benzeri olmayan bir koku. Mutluluktan sicim gibi akan gözyaşlarım,  9 aydır ruhumda yaşadığım tüm korku ve endişeleri yıkayıp temizliyor.  Bu benim yavrum ve ben artık bir anneyim.

6,5 yıl sonra aynı zorlukları, heyecanları, endişeleri yaşatacak olan 9 aylık yeni dönemim başlıyor. Doğacağı güne bile kendisi karar veren, kişilikli, onurlu oğlum benim.  Doktorum “doğumuna daha en az 20 gün var” diyor.  Ama o,  güvenli sularda bağımlı yaşamak yerine, bilinmezlerde özgürlüğünü yaşamak istiyor.  Amnion kesesini tekmeleye-tekmeleye patlatıyor.  Korku, heyecan, panik.. siren sesleriyle hastaneye yetişiyoruz.  Koşturan doktorlar, hemşireler. “Bebeği kaybedebiliriz” cümlesine kitlenmişim; hiçbir şey duymuyorum.  Başka bir boyutta yaşar gibiyim.  Ameliyathaneye girerken “Hayır, bebeğimi kaybetmeyeceğim” diye kazıyorum beynime.

31 Mart saat 01.30′da hayata merhaba demiş oğlum. Ayılıp kendime geldiğimde, “al bebeğini, aslan gibi bir olgun oldu” diyorlar.  O anda hissettiklerimin hiçbir dile karşılığı yok. Yüreğime sokar gibi kollarıma aldığımda oğlumu, çektiğim onca korku, acı ve ıstırabı, mutluluk rüzgarları önüne katıp götürüveriyor. 

Erken doğum ama gerçekten aslan gibi oğlum.  Hani refleksleri kuvvetli olsa, “kafama koyduğumu nasıl da başardım” diye göz kırpacak.  Dudaklarının kenarındaki muzip gülücüklerden anlıyorum bunu.  Anne olmayı bir kez daha yaşıyorum; bir kez daha doruklardayım.  Bakımını yapmak için hemşire almaya geliyor. “vermem oğlumu” diyorum; “vermem, o benim bebeğim”!.

Annem, savaşın yokluğunu da yaşamış, Cumhuriyet’in sancılı dönemlerini de.  Yürekli.  60′lı yılların Adapazarı’nda Türk Kadınlar Birliğinin şubesini açmayı başarmış.  Kadınların sırtından kara çarşafı çıkarıp manto giydirmiş; eşarp taktırmış.  Evlatlarına ana, eğitmen, acil hallerde doktor, yön bulmalarında ışık olmuş bir kadın.  Son üç senesinde gözlerini kaybedince yaşamak yük olmuştu sırtına.  Her sabah uyandığında, “şükür yine hayattayım” yerine, o inançlı kadının “Allah’ım bugün de mi almadın emanetini?” diye isyanını duyar olmuştuk.

 Umar için dünyayı kazan yapsan,  kepçende deva çıkmayınca çaresizliğin verdiği en büyük acıyı yaşıyorsun. Yaşamdan kopmuş bir insanı yaşama bağlayamamanın ıstırabını ancak yaşayanlar bilir.  4 yıl önce kaybettim annemi. O gün - bu gündür eksiğim. Öyle bir boşluk ki, hiç kimsenin, hiçbir sevginin doldurması mümkün değil.  Şimdi tutmuş evlatlara, “hiç olmazsa senede bir gün armağanlar alarak annenizi sevdiğini belli edin; onları sevindirin” baskısı yapıyorlar.  Bir günlük hatırlanmalarla kaç annenin yüreğindeki yangını söner?, Kaç annenin evlat özlemini hafifler? Bilemiyorum.  Ama anne hakkının hiçbir şekilde ödenemeyeceğinden eminim.

Anneler Günü, yaşamın baş döndürücü bir hızla akıp gittiği günümüzde, evlatlara bir annesinin olduğunun gazetelerle, televizyonlarla, cep mesajlarıyla ve E-Postalarla hatırlatıldığı gündür.  Annelere duyulan saygı, sevgi ve minnettarlığın, bir güne sıkıştırılarak yaşandığı ve vicdanların rahatlatıldığı günün adıdır.  Tıpkı Babalar Günü, Sevgililer Günü gibi kapitalizme hizmet eder.  Asıl amacı ticareti hareketlendirmek olan ve alış-veriş çılgınlığı yaşatan kapitalizmin dayattığı günlerden biridir. 

 Evlatları hediye almaya koşullandırıp anneleri, babaları, bir gün hatırlamakla da mutlu etmelerinin mümkün ve yeterli olabileceği imajını yaygınlaştırmayı amaçlar. Anne için yazılan bir şiirin, yapılan bir resmin, toplanan kır çiçeklerinin verilmesi için illa da anneler gününü beklemek mi gerekir? Kaldı ki annelere reklamı yapılanlardan çok, onların beklentisi olan hediyelerin verilmesi daha değerli değimlidir?  Hangi anne, hiç nedensiz, hem de hiç beklemediği bir anda kapıyı açtığında “seni özlediğim için geldim” diyen bir evladı karşısında görmeyi, binlerce hediyeye değişmez?  Veya telefonda, “Çabuk hazırlan; almaya geliyorum.  İki sevgili gibi parklarda el-ele dolaşacağız. Sonra istersen sinemaya da gideriz” sözlerini  duymayı hangi anne istemez?  Maddi değeri olmayan sevgi ve ilgiyle beslenen tek varlıktır belki de anneler.  Özellikle ülkemizde milyonlarca annenin yaşam enerjisi evlatlarına olan güven duygusudur.  Bu sevgi, ilgi ve güveni duymayan annelerin çoğu hayata tutunamazlar.

Bir tek hayatımız var.  En büyük görevimiz, bu hayatı kendimiz olarak yaşamak olmalı. Başkalarını taklit ederek, her denilene itaat ederek, onların gözleriyle bakıp, onların doğrularına göre yaşarsak, kendi hayatımızı değil, dayatılan hayatı yaşamış oluruz.  Oysa özgür yaşam, insanın hayatını doğasına uygun yaşamasıdır. Türk aile yaşamında ana-baba ve evlat arasında “beşikten mezara” tabir edilen kuvvetli bir sevgi ve vefa bağı vardır. Maddeden çok manevi olan bu bağ, Amerika’nın dayattığı “Anneler Günü”, “Babalar Günü”, “Sevgililer Günü” gibi isimlerle zayıflatılmakta ve madde terazisinde tartılır hale dönüştürülmektedir. Tamam, “Evrensellik kazanan bu günlere itiraz etsen ne olur? Okyanusta bir damlasın” diyebilirsiniz.  Ne gam?  Belki bir gün damlalar birikip deryaya dönüşür. Umutlara gebe yaşamayı seviyorum ben!..

Nasıl ki sayısını unuttuğum erkeğin “seni seviyorum” dediği 14 Şubat sevgililer günüm değilse, bir güne sıkıştırılmış gün de anneler günüm değildir.  Nasıl ki kendimi sevgili hissedip, - gözlerimden yaşlar akarak -  “seni seviyorum” dediğim günse Sevgililer Günüm; Anneler Günüm de,  anne olduğum 18 Eylül ve 31 Mart günleridir.

Anne olmanın yüce duygusunu yaşattıkları için, kızıma ve oğluma teşekkür ediyorum. 10 Mayıs’ı Anneler Günü olarak kabul eden / etmeyen tüm annelerin önünde de saygı, sevgi ve minnetle eğiliyorum.

Yüksel Erdoğru / Marmaris, 8 Mayıs 2009

         http://www.yukselerdogru.com

ANNELER GÜNÜM
tarih Tarih: 10.05.2009, 17:53 okunma Okunma: 1727
Yorumlar
Öncelikle duygularınızı vede düşüncelerinizi net vede açık bir şekilde dile getirdiginiz için tebrik ederim!çok güzel bir yazı...ben çocugumu bir mayıs ayının anneler günü ertesinde kucagıma almıştım 23 yıl sonrada bir hazan mevsiminde kaybettim.Onsuz geçen ilk anneler vede dogum günü bana zehir oldu.Anneler gününün kurucusu annesini kaybetmiş bir kız oldugunu bir çogumuz bilir.Şimdi anlıyorumki o kızın duygularının gerçekligini,duygusallıgını annesini anma gününde ulaşamamanın verdigi aşkla dünyayı ayaga kaldırmasını;TANRI bana bir zamanlar anneler günü hediyesi olarak bir evlat göndermişti bense onu şimdilerde kaybettim .Gelecek dogum gününde yani anneler gününde kendimce onu kalplerde yaşatabilmek için bende dünyayı ayaga kaldırmak icin duygu vede düşünce yüklüyüm!Bir annenin feryadı ne kadar ses getirir bilemem ama yaşadıgım sürece sesimin gürleşecegini biliyorum....
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Günnaz Can
Sevgili Günnaz Can, "Tanrı kimseye evlat acısı vermesin"sözü, bu acıyı tadanların, başkaları da yaşamasın diye Tanrı'ya yakarış ççığlığıdır. "Aynı acıyı içimde hissediyorum" dersem yalan olur; demem. Hiç kimse bilmediği, yaşamadığı şeyi yaşayan kadar hissedemez. Çünkü "Ateş düştüğü yeri yakar." Ama farkuy ölüm acıları yaşadığım için, sizi çok iyi anlıyor ve neler hissettiğinizi tahmin edebiliyorum. Hiçbir şey yoktan var olmaz; var olan bir şey de yok olmaz. Bu bilimsel gerçekliktir.Bu gerçeklikten hareketle, ölüm diye bir şey olmadığını, evladınızın boyut değiştirdiğini bilmenizi isterim. En sağır kulak bile, bir annenin feryadını duyacak kadar açıktır; kuşkunuz olmasın. Mesela internette onun adına bir site yapabilir / yaptırabilirsiniz. Oraya evladınızın fotoğraflarını, yazılarını, şiirlerini vb. yaşamındada uğraştığı şeyleri koyabilirsiniz. Eş, dost, akraba, arkadaşların daha da önemlisi evladını kaybeden annelerin duygularını burada yazmalarını isteyebilirsiniz. Evladınyzla ilgili duygu, düşünce ve özlemlerinizi bu sitede yazabilir ve sesinizi dünyaya duyurabilirsiniz. Evladınızı kaybettiğiniz günü, ağlayarak, üzüntü ve keder içinde değil, ikinci doğum günüymüş ve yanınızdaymış gibi onun sevdiği aktiviteleri yaparak / yaptırarak anmaya başlayabilirsiniz. İlk ağızda aklıma gelenler bunlar. Daha pek çok fikir üretilebilir. Bu konuda yapacağınız her çalışmada, sesinize sesimi katacağımı bilmenizi isterim.Saygı ve sevgiler.. Yüksel Erdoğru
Tarih: 00.00.0000 - 00:00 | Gönderen: Yüksel Erdoğru
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales