Marmaris Bülten
MARMARİSTE DATÇA'DA AKYAKA'DA DALYAN'DA NEREYE GİDİLİR NEREDE KALINIR
Your Voice Your Newspaper... From Marmaris to The World
5 EKİM DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ
5 EKİM DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ

Ruhum üşüyor! Gözlerim gördüklerinden, kulaklarım duyduklarından utanıyor.  Utandığımda, ruhum üşür benim. 

Adı konulmuş kutlama günleri geldiğinde, hele içinde “Hak, Eşitlik, Özgürlük” kelimeleri geçen günler geldiğinde kaplumbağa gibi başımı içeri çekip battaniyenin altına girmem, ya da salyangoz gibi kabuğumun içine kıvrılıp bir yere yapışıp kalmam ondandır. 

Bu yıl “Dünya Çocuk Günü”  5 Ekim tarihine denk geliyor.  “Dünya Çocuk Günü” kutlamaları, dünya milletleri ile birlikte Türkiye’de de kutlanacak kuşkusuz.  Hangi yüzle çıkacağız çocukların karşısına? 

Çocuklardaki yetim, öksüz bakışlara, o çocuk annelerin kadınsı bakışlarına, sağlıksız, okutulmamış, ezik, içinde kin, nefret, öfke olan ve de tek bir sevgi ışıltısı göremediğimiz çocuk gözlerine nasıl bakacağız? Anneyi döven baba şiddette, evdeyken telefonda “Annem evde yok” dedirten anne yalanda, “çalışmak ibadettir” yazan kitabı burnumuza dayayıp, sonra da çalışmadan zengin olmanın ticari zeka olduğunu söyleyen sahte dindarlar, hırsızlıkta.. vb. çocuklara örnek model olmadım diyebilirler mi? (Kötü örnek model olma konusunda yüzlerce örnek verilebilir).  Cumhurbaşkanı’ndan en sıradan vatandaşa kadar herkes “Ben çocuğuma nasıl bir modelim?” diye önce kendini sorgulamalıdır. Yarının büyükleri olacak çocuklarımızın gözlerine bakarken ruhum üşüyor benim.   

Günümüzde ileri uygar denilen ülkeler, en büyük yatırımın çocuklara yapılan yatırım olduğunun farkında bile değilken, dağların değil, okyanusların ötesini görebilen Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 30 Haziran 1921 yılında çocukları himaye edecek Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu’nu, kendi himayesine alarak kurmuştu bile.  Bu kurum özellikle Kurtuluş Savaşı sonrası öksüz ve yetim kalan çocuklar için kreşler, bakımevleri ve çocuk yuvaları açarak amacına uygun hizmetler yapmıştı (1960 İhtilalinde bile, tüm dernekler kapatılırken, Devlet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel, kurumun fahri başkanlığını üstlenerek çalışmalarına devam etmesini sağlamıştı).   Neden sonra dünya milletlerinden 40 ülke, ancak ve ilk kez 1923 yılında Cenevre’de bir araya gelerek çocukların sorunlarını tartıştılar ve “Uluslararası Çocukları Koruma Birliği” ni oluşturdular.  Aradan 30 yıl geçtikten sonra birliğin adı UNİCEF (Birleşmiş Milletler Uluslar arası Çocuklara Yardım Fonu) olarak değiştirildi.  Ve 1954 yılında yapılan genel kurulda Ekim ayının ilk Pazartesi günü  “Dünya Çocuk Günü” olarak ilan edildi.   

193 ülke tarafından imzalanmış olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin maddeleri tek tek okunduğunda insan heyecanlanıyor.  Bu hakların uygulandığı bir Türkiye’de korunup kollanarak büyüyüp yetişecek olan çocukların eğitim, sağlık, barınma ihtiyaçlarının karşılandığını tahayyül ediyor.  Fiziksel, ruhsal ve cinsel sömürüye karşı korunduklarını, geleceklerinin güvence altına alındığını ve Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlı çağdaş birer birey olarak yetişecekleri hayalini kuruyor.  Ama gerçek hayatta yaşananları gördükçe, duydukça, yazılı ve görsel basından takip ettikçe, film ve video çekimlerini ürpererek seyrettikçe, o kağıt üzerinde yazılı olan çocuk hakları kurallarının maalesef hiçbir işe yaramadığını fark edip kahroluyor.  

Hani “Her söze verecek bir cevabım var, bir söze bakarım bir de söyleyene” diye sıkça dillendirilen bir söz vardır. Her söze verecek bir cevabı olanlar bile, konu çocuklar olunca susmayı seçiyorlar. Çocukların soracakları tek bir soruya verecek yanıtları yok çünkü.  Açlık sınırında yaşayan analar-babalar, çocuklarını insanca besleyemediği, eğitemediği, sağlıklarıyla ilgilenemediği en önemlisi de çocuklarına çocuklarını yaşatamadığı için susuyorlar.  Çocuklar boyacılık, hamallık yapıyor. Tamirhanelerde çıraklık yapıyor.  Simit, su, çiçek, kağıt mendil satıyor; zabıta suskun, trafik polisi suskun; görmemezlikten geliyor.  

Çocuklar kapanın elinde kalmış durumda.  Patronlar için çocuk demek, ucuz işçilik demek.  Oysa Çocuk Hakları sözleşmesinin 9. ilkesi: “Çocuklar her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır.  Çocuk uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin verilmeyecektir.”   der. Buna karşın Uluslar arası Çalışma Örgütünün verilerine göre dünya genelinde 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunduğu saptanmış durumda.  Patronların konuşmaya yüzleri mi var?  Susuyorlar.  Mafya ve çeteler ellerine geçirdikleri çocukları zorla gasp ve yankesicilik suçlarını işlemeye zorluyorlar.  Dilencilik yaptırıyorlar.  Susmayıp da ne yapacaklar?  Organ mafyası aç kurtlar gibi etrafta dolaşırken, Cumhuriyet karşıtı yobazlar, özellikle tarikatlar aracılığı ile akla gelmedik entrikalarla çocukları kandırıp, çocuk ordularını genişletiyorlar.  Tarikatlar için çocuklar bire yüz veren başaklar gibi.  Körpecik beyinleri istedikleri gibi eğip, büküp şekil veriyorlar.  Daha beş kelimeyi yan yana getirip cümle kuramayan çocukları rahlelerin başına oturtup ne olduğunu bilmedikleri uzun kuran cümlelerini ezberletilip ilahiler okutuyorlar.  Küçücük bedenleri kara çarşaflara sarıp, yüreklerine cehennem korkusu salıyorlar.  Tarikatlar da dışa karşı suskunlar; ama kapalı kapılar ardında ağabeyler ve ablalar hiç durmadan konuşup çocukların beyinlerini yıkıyor.  Sonrası zaten malum, ülkenin tüm kurum ve kuruluşlarını örümcek ağı gibi saran mücahitlere, yeni ve yedek mücahitler hazırlanıyor.  

Bir ülke, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde belirtilen hak ve görevleri yerine getirdiği ve bireylere de bunu yaşam tarzı olarak benimsettiği ölçüde uygardır. Çocuklarına insanca yaşayabileceği güzel ve yaşanabilir bir dünya bırakabildiği kadar uygardır.  Ne yazık ki çoğunluk ne görevini yapmasını biliyor, ne de hakkını aramasını. Onun için de zaten İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde olan hak ve görevlere,  yeni yeni çocuk hakları, hayvan hakları, kadın hakları, hasta hakları, tüketici hakları vb. gibi alt başlıklar açarak “Hak” tanımları yapılıyor.  Bu gün “Hak” denilince maalesef sadece suç işleyenlerin, vatana ihanet edenlerin, 30 bin bebek katili olan ŞEREFSİZİN, demokrasiyi amaç olarak değil araç olarak kullanıp bu caninin peşine takılanların hakları geliyor insanların aklına. Suçluların hakları, suçsuz yere hapishanelerde çürütülen bilim adamı, asker, akademisyen ve yazar-çizer gibi masum, namuslu insanların sanki önüne geçmiş durumda. 

Kurallara uymak, dürüst olmak, ahlaklı olmak, onurlu olmak suçmuş gibi algılanır oldu. Alnının teriyle para kazananlara aptal gözüyle bakılmaya başlandı.  Sanki insanlar özellikle suç işlemeye özendiriliyorlar.  

Günlerdir “12 yaşındaki mendilci Ahmet’ten hayat dersi” başlığı ile çeşitli gruplarda dağıtımı yapılan bir mail var. Bana da geldi. Özetle:  12 yaşındaki Ahmet, canını tehlikeye atarak durup - hareket eden arabaların camlarını siliyor.  Bir duraksama anında direksiyondaki adam: “Sen okula gitmiyor musun?” diyor. Çocuk “Dördüncü sınıfta okulu bitirdim. Okuyup da ne olacak ki? Benim öğretmen yirmi yıl okumuş, bin lira kazanıyor. Üniversite mezunlarının açlıktan nefesi kokuyor.  Temizlik işçisi olmaya razılar, o bile yok. Arkadaşlarım sigara paralarını benden alıyorlar, en zenginleri benim içlerinde” diyor.   Adam, “Günde kaç para kazanırsın?” diye sorunca, “Bak abi öndeki arabanın yanındaki kız benim bacım; mendil satıyor. (10 - 15 metre uzakta kucağında bir bebekle dilenen kadını gösterip) Aha o da annem. Üçümüzün kazancı aylık 6 Milyar liranın altına düşmez; Allah bereket versin; biriktiriyoruz” diyor.  Adam “ Biriktirince ne yapacaksın? Kendine dükkan mı açacaksın?”  diye sorduğunda, “ Manyak mıyım be abi, ne dükkanı? Araba alacağız. Babam hapse girmeden önce korsan taksicilik yapardı; büyüyünce ben de aynı işi yapacağım” diyor. “Ev almayacak mısın?” diye sorduğunda, “Evimiz var abi, Belediye verdi, Kağıthane’de” diyor çocuk. Ve adam trafikte daha çok duramayıp hareket için hamle yaptığında, “O kadar çene çaldık, bir beşlik bile atmayacak mısın?” diye soruyor çocuk. 

Yazı,  “Dün 15 milyon öğrenci ders başı yaptı.. Şanslı olanlar üniversiteyi kazanıp, öğretmen, doktor, mühendis olacak ve Ahmet’in dediği gibi ayda bin liraya talim edecek.  Çoğu da işsizler kervanına katılacak.  Ahmet ise o zamana kadar çoktan altına arabasını çekip, korsana başlamış olacak. Belki de işleri iyice yoluna girecek ve “filo” kuracak. Çoğumuz sokakta gördüğümüz o çocuklara acıyoruz ya, bence asıl kendi çocuklarımızın geleceği için kaygılanmalıyız” diye bitiyor. 

İyi de, hem sokakta çalışan çocuklara acımamamız gerektiğini söyleyip, hem de tam da okulların açıldığı gün “Ahmet’i örnek - model” göstermek neyin nesi oluyor? Bu 15 milyon çocuğun ders başı yaptığı gün, “Yahu! Deli misiniz? Okulda ne işiniz var? 12 yaşındaki Ahmet’i örnek alın ve mendil satarak hayatınızı kurtarın” demek değil de nedir? Çocukları okumak, araştırmak, bilimsel çalışmalar yapmak için yüreklendirmek böyle mi olur?  Meslek sahibi olmaya, kariyer yapmaya, namuslu vatandaş olmaya daha da önemlisi onurlu bir birey olmaya çocuklar böyle mi özendirilir?  “12 yaşındaki Ahmet’ten hayat dersi” yazısının dağıtım zincirinin halkası olmayı insanlar neden seçer? Ben çözemedim; anlayan beri gelsin. 

Kimse darılıp gücenmesin.  Sadaka vermeyi iyilik yapmak, sevap işlemek olarak düşünen toplumlarda din kültürü hakimdir.  Bu o devletin, sosyal devlet olamadığını gösterir. Sosyal devlet olmanın kuralları, vatandaşa karşı yaptırımları vardır.   Vatandaşını işsiz, aşsız bırakıp, sonra da makarna, bulgur dağıtarak, kömür vererek sosyal devlet olunmaz.  Tam tersine sadaka kültürü yaygınlaştırılır. Zaten yapılmak istenen de budur.  

Sadaka kültürünün her gün biraz daha yaygınlaştığı ülkemizde, mendil satan, camını silen çocuklara verdiği sadakanın kendisini kazadan koruyacağına inanan, dilenen kadına 3-5 kuruş verip hayır yapıyorum diye vicdanını rahatlatan, okul yaptıracağına cami yaptıran, para verip yerine oruç tutturan, okuyamadığı için para verip adına Kuran okutup, sözde Tanrı’yı kandırmaya çalışan insanların sayısındaki artışa bakılırsa, sosyal devlet ismi altında din devletinin dağın arkasında değil, kapımızın arkasına kadar yaklaşmış olduğunu görebiliriz!   

Yarın “Dünya Çocuk Günü”Kutlu olsun! 

Yüksel Erdoğru 4 Ekim 2009 

http://www.yukselerdogru.com

5 EKİM DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ
tarih Tarih: 06.10.2009, 02:12 okunma Okunma: 1811
Yorumla
Ad Soyad
E-Posta (yayınlanmayacaktır)
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
  
2010 ales